Bitsin su lise, bitsin su dertlerim artik...
Bi insan liseden benim kadar ceker mi ya? Bi bitmediler bee...
Su en son anlattigim, sevdigim, sevdicegim var ya,
Allah onu kahretmesin Allah'in cezasi. Bana yaptiklarini tek tek tek anlaticam. Sonra da onu teek teek teek rencide edicem burada.
Bak simdi, o gunden sonra ben buna mesaj atmayacaktim ya hani, heh ben attim o mesaji iste... Dedim ki "Kiyafetlerini ananene birakiorm aoe kib opt by" o da bana "tm" dedi. Kalktim aksamin 10'unda gittim kadinin kapisina. Ne hirs yaptiysam sinirden artik o saatte kalktim gittim. Anane acti kapiyi kadincagiz da sasirdi tabi "Aaa Kumral kizim ne isn vr gcenn bu saatnde brda .s.s.s..s" falan yapti dedim anane al Rex'in kiyafetleri. Sen verirsin ona dedim. Aldi bakti iste aa evet onun falan. Uc dort kere iceri davet etti. Ben de her ne kadar girip Rex'e saydirmak istesem de yok dedim. Gideyim ben gec oldu... Tabi kadin alisik beni gecenin ikisinde ucunde sokaktan toplamaya, torunuyla kac kere sokakta kalmisiz. Yemedi tabii... Durdu, tam sarilirken gorusmuyo musunuz siz dedi. Benim cesmeler acildi, ama aglamamak icin kendimi nasil tutuyorum. Yok dedim gorusmuyoruz. Iste zaten o sana gore degil, ikizler burcu o, kenafir, sen ne kadar neselisin, o babasiyla da anlasamiyo bilmem ne yardirdi iki dakikada toruruna. Sonuna da "ama ins barsrsinz yha .s.s.s.s." diye de eklemeyi unutmadi... Rex'le ondan sonra hic konusmadik bir bucuk ay falan. Aslinda yine mesaj atmazdim da, hastalanmis. Aklim kaldi tabi dayanamadim. Tabi bu o sirada benden once sevdigi kizla yeniden konusmaya falan baslamis. Bismillah bi dur bu ne hiz. Ben yine de kiyamiyorum ama. Salagim ya ben, hala onu dusunuyorum mal gibi.
Neyse attim gecenin korunde mesaj hastaymissin neyin var da bilmem ne. Kisa tuttum konusmayi. Ama o kizi sevip sevmedigini sormamak icin de, icim icimi yiyo gormen lazim. dayanamadim bi yarim saat sonra yazdim ben buna dedim hala onu mu seviyosun, bunlari konusmak istemiyorum dedi. Ben de iste uzatmicam soyle falan dedim tabi roman seklinde, simdi buraya yazip da seni sikmak istemem her kimsen, canim okuyanim benim. Cevap vermedi mesajima. Ben de yine uzun uzun ben cevabimi aldim dedim. Sonra bu sacmalama iste seninle birlikte olma sebebim de ayrilma sebebim de o degil falan dedi. Yav hee hee dedim icimden ama ona cevap vermedim. Tabi bu dilimden dusmuyo hala. Yatiyorum Rex, kalkiyorum Rex... Seviyorum cunku hosafi. Allah'in mor inegi, bi Lakers takimi var yapisti ustune aylarca cikarmadi.
Neyse. Yine konusmadik.
Okul basladi...
Bizi ayri siniflara atmislar. Daha dogrusu koskoca sinif ayni, bi tek benimle, bi sinif arkadasimi yan sinifa atmislar... Allah'im bu nasil sans yiktim ortaligi beni geri alin diye. Neyse ki bir hafta sonra aldilar geri. Nasil mutluyum ama. Ya hani birinin seni izledigini hissedersin ya, bildigin ben de hissediyorum surekli bakiyo. Arkadaslarim diyo iste surekli seni izliyo falan diye. Ama ben diger kizi sevdigini bildigim icin hic alinmiyorum ustume. Kizi, Rex'ten cok takip ediyorum ama gormen lazim.Utanmasam kiza yazicam yani artik o moddayim. Sonra ben bi ogrendim ki kiz buna yuz vermis. Hep yapiyomus gerci. Yuz veriyomus, sonra kullaniyomus cikmiyomus. Ben tabi bulustuklarini ogrenince iki gozum iki cesme eser kalmadi Feminist halimden... Tabi o gormuyo bilmiyo. O sirada bizim siniftan bi kiz bana eski sevgilim icin sen bu cocukla yatmissin hem de B'yle sevgiliyken dedi. Dedim tovbe bismillah ben daha opusmenin bi ust duzeyine yeni gecmisim ne yatmasi... Bunlari konusurken de benim eski okulumdan bi arkadasim var, ona da kasar diyelim biz. Cunku ilerde bunu hakedecek bi cok sey yapiyor. Gittim B'ye dedim sen nasil millete boyle seyler soylersin bilmem ne. Iste ozur dilerim duzelticem cart curt dedi, daha da icine etti. Gitmis kiza neler demis, lafi dondure dondure artik aralarinda neye karar verdiyseler olay yine bana patladi. O sinifimdaki kizla birbirimize girdik resmen. kasar'a diyorum ki, ne dedigini soyle sunun, olay cozulsun. "ayy bn hatirlamiorm s..s.s.s" diyo gerizekali. Kiz cafenin ortasinda ustume cay doktu... Benim benim, Kumralin. Senin ben diye bir kalkisim var yerimden ama aramizda bes kisi var. Kiz desen, iri yari bi sey. Ustume otursa yerimden kalkamam oyle bi yapida. Dedim tamam siz haklisiniz ben eve gidiyorum dcfgjklmhdshnaskjsd
Kalktim gittim eve, okuldaki herkese anlatmis. Hic umurumda degil ama. Rex'e de anlatmis, arkadasim yorum yapmadi dedi ama illa ki iyi yapmissiniz falan demistir o serefsiz.
Neyse, bunlar ne hikmetse, yarma, kasar, yarmanin sevgilisi ve Rex cok yakin oldular. Hepsi de benimle cikarken arkalarindan salladigi insanlar... Ey gidi...
Iste bunun Whatsapp durumunda hep "Hala icimde bitiremedim seni" yaziyodu o kizdan beri. Icine zokam senin ya. Neyse bi gun sabah baktim, dedim ki kendi kendime bunu degistirdigi gun kizi unutmustur. Aksam bi baktim, "Vallahi bitirdim :D" yaziyo. Ama beni gorme, evde dort donuyorum deli oldum mutluluktan. Nasil yaziyorum senaryolari. Bi de kiz bununla yakin erkek arkadasi istemedigi icin yine konusmayi kesmisti, tam o siralarda oldu bu da. Ben bi kac gun mutluluktan yerimde duramadim. Sonra mutluluk sok etkisi yaratti bende, bi duruldum falan. Sonra bi baktim, yine "Hala icimde bitiremedim seni" yazmis. Hay icine zoktugum ne icmis bi bitemedi. Yazdim buna. Dayanamadim. Dedim cok uzuluyorum sana, iste kendini harab etme, kucuk dusurme sakin bu mesajima da cevap verme konusmak icin yazmiyorum dedim. Hakettigimi yasiyorum seni baglamasin o durumu da bizim cocuklar yazmis gorunce degistirdim dedi. Ben de sana da bu mesaji kuzenim atmis kusura bakma falan diyecektim de, demedim... Dedim ki, ben seni dusundugumden diyorum yoksa tabi beni baglamaz dedim. Bana ne dese begenirsin? "Beni dusunme. Ben seni dusunmuyorum." Aynen bunu dedi. Actim agzimi yumdum gozumu. Sen ne ara bu kadar serefsiz oldun, sen kimsin ki ben seni dusunucem, kabahat seni dusunende bilmem ne ama gorme yani. Bi daha ne dese begenirsin? "Gece gece cingenlik yapma bana" dedi... Allah'in cezasi dahjdbjbhjdbjsdb
Sonra uzatmadim dusmedim onun seviyesine. Cingenim ya ben... Ve butun ilk gunden beri duran fotograflari, mesajlari, numarasini her seyini sildim. Kupemizi, sakladigim cakmagini, ananesinin Istanbul'dan getirdigi fulari bile attim. Dustu gozumden de, kalbimden de. Pat diye bitti valla.
Ertesi gun kasar'in bi onceki gunki dogumgunu kutlamasindan bahsediyolar falan.Yan sirada oturuyolar. Birden bire yarma Rex sen ne cingensin yaa yapti, benim kanim dondu. Ben en yakin arkadasima bile zorla anlatmisim mesaj attigimi, o gitmis benim kavgali oldugum kiza anlatmis. Bi de dikkatimi cekti, kasar'la yakinlasmaya basladi falan bunlar. Hic rahatsiz olmuyorum ama.Umurumda degil cunku. Sadece bana soktuklari laflar midemi bulandiriyo, okula falan gidesim gelmiyo. Neyse. Bi sonraki gun bu yarma, konu anlaticak. Tahtada bi ornege Kumrallar yazdi, sonra kasar "kanka thtaya bk .s..s" falan diyince bu duzeltti hemen, Rexler yazdi... Bu bir.
Sonra geldi siraya, kasar bunun kulagina bi sey dedi bu da gitti Rex'e "Ya Rex sen kasar seviyomussun biz oyle duyduk" dedi. Hic bozuntuya vermiyorum ama sinirden gozlerim dolu dolu. Sesimi de cikartmiyorum. O da "Kime gore, neye gore" dedi, guldu... Bu iki. Boyle de bir coook afedersiniz ilk defa ayip laf edicem orospu cocuklugu gormedim. Gulduler baya dalga gectiler falan, gikim cikmadi o sirada. Ben iyice dikkat ettim kasar'la Rex'e, baya baya yakinlar. Her yerde yarma, kasar, Rex uclusu olarak takiliyolar. Dedim tamam bunlar cikacak. kasar'in eski sevgilisi tutturdu dovecem o cocugu da, kasari da rezil edecem. Sana yaptiklari adamlik mi bilmem ne diye... Tutturdu gelip seni siniftan alicam diye, dedim gelme daha da uzar konu. Ya artik bu kadar anlattiktan sonra, uzun lafin kisasi, bugun bu kasarla Rex'i gormusler bas basa geziyolarmis. Allah ayirmasin dedim, fare yemegini bulmus sonunda... Hal asevmeye devam etseydim eger, yaptigi cok uzerdi beni. Ama artik serefsizligini gordugum icin, sasirmiyorum yaptiklarina. Ve insan gercekten karsisindakinin karakterini, ayrilinca anliyormus.
31 Ekim 2013 Perşembe
31 Temmuz 2013 Çarşamba
Ah sevdiğim, sevgilim, sevdiceğim; neler yapıyorsun sen bana?
Ne yazsam, nasıl yazsam, nasıl girsem konuya, hiç bilmiyorum. Duygusal bi dönemdeyim ama sanki hiç duygusal değilmişim gibi de tuhaf davranıyorum. Psikolojim bozuk değil tabii ki, abartmaya gerek yok sonuçta...
Başlayayım en iyisi.
Bizim okula -sınıfa- 1. dönemin 2. sınavlarının olduğu zamanlarda (çok iyi hatırlıyorum) yeni bi çocuk geldi. Hoş da çocuk falan böyle. Boyu posu uzun, esmer, gülüşü desen mükemmel. Ciddi ciddi mükemmel ama, hep gülsün istersin görsen. Yani bi ara utanmasaydım çocuğun dudaklarını iki yandan kulaklarına doğru tutturacaktım yeminle. Neyse, ama bu çocuğun bi problemi var. Çocuk çok kasıntı ve soğuk. Soğukluktan ölüyor bildiğin. Ama gel gör ki bizim sınıftaki bi kaç kız pervane oldu çocuğa. Ben kapı kenarında en öndeyim, çocuk cam kenarında en arkada. Allah adeta bizi ayrı dünyalar için yaratmış! Tabi bende bir huy var ki, Allah düşman başına vermesin. Eğer birini herkes beğeniyorsa, ölsem beğendim demem. Ama içim içimi yer onun benimle ilgilenmesi için. Biz öyle böyle bi kız arkadaşımla iddiaya girdik. Dedim ben alırım bu çocuğu. Mümkün değil dedi... Bana... Bana bana... hahahahahhahahahahha
Evet, alamadım. Hatta çocukla (Kasımda geldi sayarsak yaklaşık olarak) 5 ay sonuna kadar hiiiç konuşmadık. Hatta 5. ayda da sadece bi cümle konuştuk.
Tabi bu sırada bizim sınıfta bi kızla nasıl yakınlar, nasıl iyiler kıskançlıktan çiçeğe dönüp açıp soluyorum da hiçbir şey belli etmiyorum. Düşün ya, çocuğun adını 1. ayda mı ne öğrendim, düşün o kadar kopuğuz... Konuştuğumuz cümle de şu -beden dersi-
Tabi bu sırada bizim sınıfta bi kızla nasıl yakınlar, nasıl iyiler kıskançlıktan çiçeğe dönüp açıp soluyorum da hiçbir şey belli etmiyorum. Düşün ya, çocuğun adını 1. ayda mı ne öğrendim, düşün o kadar kopuğuz... Konuştuğumuz cümle de şu -beden dersi-
-Yaa voleybolda da hiç iyi değilmişim, bunu gördük (kşr ben)
-Evet (Rex)
Ya neyse bunun üstüne işte bu o akşam mı ne Ankara'nın Bağları'yla ilgili bi şey yazmış Twitter'da. Kendimi göstericem ya, favorilere aldım hemen. o da hemen Angaralı Kumral diye tweet attı. Güldük ettik ama ondan sonra hiç konuşmadık, böyle de malız... Sonra ben bunu Facebook'ta ekledim sonra 19 Mayıs yürüyüşleri bahanesiyle yazdım sonra bi gün sırf bununla okula gidebilmek için en yakın arkadaşımda kalıp okula onunla gittim sonra yine bi gün okul çıkışında onunla takılabilmek için "Arkadaşıma gidiorm ama gç gelck benmle taklr msn yha .s.s.s.s." falan yaptım. AVM'ye gittik. Güldük eğlendik. Yerim ya. Nasıl oldu bilmiyorum ama, çıkmaya başladık. 23 Mayıs. Asla unutmayacağım tarih yani.
ahahahah şu an fark ettim ki iddiayı da gecikmeli kazanmışım. Süperim. Mükemmelim. hohohoh
Ama ilişkimiz hiçbir zaman normal olmadı. Ben çok sosyalim, o çok asosyal. Ben sinemaya gitmek isterim, o evde film izlemek. Ben gününü bana ayırsın isterim, o arkadaşlarıyla takılmak. Ve ben sevgiyi görmek isterim, o ise bilmek.
Tuhaf bi şekilde düzenimizi kurduk. Çok çılgın da bi ilişkimiz oldu. Hiç unutamayacağım şeyler yaşattı bana sevgisiyle. O arada doğumgünü geldi geçti. Pasta yaptım ona, çok da sevmişti. O gün beraber film falan izlemiştik. Çok mutluyduk.
Beraber o kadar anımız var ki. Beni ilk defa öptüğünde onun sırasındaydık mesela. İlk defa bizim terasa çıktığımızda da sanırım beşinci günümüzdü, beni ilk öptüğü gün. Beraber gün batımını izlemiştik.
Sonra daha nicelerce beraber vakit geçirdik orda. Beraber uyuduk, beraber uyandık. Geceyi gün ettik sahilde. Belki dört kere sabahlamışızdır beraber. Başımıza da gelmeyen kalmadı tabii...
Bi gün dışarda arkadaşının arabasında sabahladık, bi gün sahilde, bi gün ayrıldık eve gitmedim aldı beni kendi arabalarının içine koydu. Komşunun oğlu gitti gecenin köründe işsiz gibi ailesine söyledi. Rezillik üstüne rezillik. Ama ben çok sevdim. Sonradan sevdim. Zamanla. Sindire sindire iliklerime kadar.
Mesela kavga ederdik falan ama, içim ezilirdi de belli etmezdim. Ölürdüm gururumdan. Hay Allah'ın cezasında da katır inadı var ölse yazmaz. Ben yazardım yine. Bu zamanla hep olmaya başladı. Ama her gün sabah akşam beraberiz, sanki yıllardır sevgilimmiş gibi hissediyodum resmen. Sonra bi baktım buluşmaya üşenir oldu, arkadaşlarıyla gece gündüz beraber ama yine de onlardan kopamaz oldu bana utanmasa mesaj atmayacaktı. Ama ben hala sevdim. Bırakamadım.
Ama o beni bıraktı, sebepsizce. Utanmasa nefes alıyorsun, ayrılalım diyecekti. Tabi ben şoka girdim. Çünkü bana verdiği değeri öyle bir gösteriyodu ki hani ilişki bitse bitse benim yüzümden biter diyodum. Hiç beklemiyodum. Abartmıyorum, gecenin 2'sinden, sabahın 6'sına kadar durmaksızın ağladım. Ağlamak istedikçe daha çok ağladım. Ama ağlamasaydım mümkün değil sakinleşemezdim. Üstümde onun tişörtü sabaha kadar koklaya koklaya ağladım. ilk beş gün böyleydi. sonra mesajlar attım takmadı. Gururumu ayaklar altına aldım, umurunda olmadı çocuğun. Bi kaç gün önce arkadaşla akşam evinin oralarda olan bi cafeye gittik. Şans işte önümüzden geçti, görmedi bizi. Arkadaşım kaldırdı beni yürü gidelim konuş diye. Gittim ama çıkamadım karşısına. Tabi kalbim küt küt hala bi umut atıyo. Gittiler. Arkadaşım ara dedi, aradım. Telefonu arkadaşı açıp, basket oynuyo dedi. Evet yürürken çok güzel basket oynuyodu, kesinlikle... Yüzüne kapattım telefonu. Başka bi numaradan aradılar biz başka bi yerdeyiz falan diyo ama yemedi yani. Ben onu saçının ucundan bile tanırım gelmiş bana masal anlatıyolar. Çocuk güldü, yok kanka bu sefer kurtaramadık dedi telefonu tekrar yüzlerine kapattım. Sinirden gözlerim dolu dolu. Daha ne yapabilirdim? Çocuk, daha ayrılmadan iki gün önce ayrılalım dediğimde beni üzen de huzur veren de sensin diyodu, ayrıldıktan beş gün sonra attığım özledim mesajı umurunda olmadı. Koydu tabi bayağı. O gece son mesaj attım ona. Korkak dedim, şerefsiz, yalancı dedim. Ama onlara bile verecek cevap bulamadı, görmezden geldi. Ben de en büyük cevabımı almış oldum. Hiç sevmemişti, hiç sevmeyecekti. Anılarımızsa, sadece benim için güzeldi.
Ben ki hala bana aldığı ilk dondurmanın çubuğunu, Tadelle'nin paketini, ilk origami kutusunu saklarım hala. Hatta küpesini bile. Ama o görmezden gelip unutanı oynamakta çok başarılı, tebrik ederim.
Tabi ki sevgim öyle pat diye bitmedi, ama o artık bilmez bunu. Ne söylerim, ne gösteririm. Dönüşü de olmaz anlayacağın.
Neyse.
Herkes kendine yakışanı yapar, ben sevgime yakışanı yaptım.
11 Mayıs 2013 Cumartesi
Ya şizofren, ya IQ'su nirvana! Ama şunu öğrendim, bir şeyi yapmasını hiç beklemediğin insanlar, en çok beklediğin olsun.
23 Aralık Pazar, doğum günüm. Gayet de eğleniyorum, çünkü yakın bir erkek arkadaşım bana sürpriz doğum günü hazırlamış (ki benim haberim vardı, ama yine de aşırı mutluyum) bilmiyormuş gibi davranıyorum... daha önce hiç yapılmamış bir şeyi yapıyorlar bana. 17. yaş günüm en mükemmeli!!! O gün bayağı eğlendik. Ben alkol kullanmadığım için, arkadaşlarım içtiler, ben hediyelerimle ilgilenip dans ettim. Sonra doğum günümü düzenleyen arkadaşım biraz çakırkeyf oldu falan sinirlerim bozuldu benim de. Öyle ya da böyle o gün eğlendik ve evlere dağıldık. O sıralarda bizim kızlarla aramızda bi muhabbet dönüyor, hangimizin vücudu daha şekilli falan. Sütyenli fotoğraf çekip benimkiii falan diye dalga geçiyoruz. İki gün sonra doğum günümü düzenleyen arkadaşım (adı "Y" olsun) bi de yakın bi kız arkadaşımla (Bu da "İ") cafede oturuyoruz. Fotoğraf muhabbeti açıldı, sen göstermedin yaa falan dedi açtım gösterdim İ'ye fotoğrafı. Y ben de bakcaam gibisinden bi şeyler söylüyor, geri kalır mı? Tabi ki göstermedik... O gün telefonuma yanlışlıkla çay döktüm. Telefonum bozuldu, moralim daha çok bozuldu... Yemeğe gittik yanımda arkadaşlarım var. İ ve Y de var. Yarım saat sonra kalktık cafeye döndük bi baktım telefonum yok. Bozuldu ya, mesaj falan gelmeyince, hiç yoklama gereği falan da duymadım. Koşa koşa geri döndük, en fazla 15 dk yani. Y içeri girip kameraları sordu, bi tek bizim masayı görmüyormuş kameralar nedense. Her neyse, telefonum kayboldu, ama nasıl ağlıyorum biri fotoğrafı bulacak diye. Telefon bozuk ama fotoğraf hafıza kartında sonuçta. O gün o kadar korktum ki, annemi arayıp ben bugün eve gelmiyorum bile dedim...
Öyle böyle bir ay geçti. Ama o bir ayın her gününü acaba telefonu kim buldu, kim aldı, kim çaldı diye düşünerek geçirdim. Sürekli gerginim çünkü benim yaşadığım şehir küçücük. Biri bulsa yaysa hemen herkes öğrenir. Bu bir ayda Y babamın arkadaşları var söylerim aratır falan dedi. IMei numarasıydı yanlış hatırlamıyorsam, aldı benden babam araştıracak diye.
Bir akşam sana bi sürprizim var diye geldi kapıya, babam bulmuş diye telefonu koydu avucuma.. Ama nasıl şok oldum, nasıl sevindim anlatamam. "Oh be!" dedim resmen. Ama sim kart, hafıza kartı yok. Biri satmış telefoncuya, onları da atmıştır büyük ihtimalle falan dedi. Üzüldüm tabi, çünkü telefon ğek de umurumda değildi. O kadar hatıra, o kadar fotoğraf video ne varsa hepsi gitmişti. Elim bom boş kaldı resmen.
Burada çok dedikodu döner. Bu şehir adeta kapan gibi; herkes birbiriyle dişli çarklar gibi iç içe. Arada kalanı paramparça ederler ve umursamadan yollarına giderler.
Benim de hakkımda çok konuşurlar, susmaz o çuval ağızları. Fotoğraf olayı bir anda yayıldı. Herkesin dilinde bi fotoğraf muhabbeti dönüyor ama, fotoğrafı gören yok. Çok sinirlerim bozuldu. Bir hafta İstanbul'a çok yakın bir arkadaşım yanına gittim ama dönerken neler yaşayacağımı, daha giderken düşünüyordum. Düşündüğümden daha fazlasını yaşadım resmen. Ağlamaktan gözlerim çıktı. Ve kendime söz verdim, hepsinden iyi yerlere gelip, onları utandıracağıma dair. Herkesle görüşmeyi kestim. Fotoğraf muhabbeti hala devam ediyor ama... Y işte ben susturmaya çalışıyorum ama işte ne kadar yetersem falan diyor. Ben İstanbul'dan döndüğümde, Y ile küstük. Konuşmayalım dedi, ne olduğunu anlamadım bile. Tamam dedim. Yazın sonunda bu sene sınıfımızın aynı düştüğü bir arkadaşımın eski erkek arkadaşıyla konuşuyordum. Tabi konuştuğum zamanlar kızı tanımıyorum. Zaten olmamıştı da, anlaşamamıştık. Kız bunu bir buçuk ay önce öğrenmiş ama aramız nasıl açıldı, yeni konuştuk sanmış. Bi de sevdiğim bi arkadaşım hani bayağı moralim bozuldu. O sıralar ne İ ne Y ile konuşuyorum bi de dedikodular ve bunlar üstüne gelince çok içerledim. Ertesi gün benden çocukla kız arkadaşını ayırmamı rica etti. Kızı da sevmiyordum zaten tamam dedim mesaj attım çocuğa. Sonra konuşmalar uzadı da uzadı. Arkadaşım gelip bana "Ne konuştunuz?" diye sormadığı için, ben de anlatma gereği duymuyordum tabii. Nispet eder gibi... Y'yle barıştık tabi bu sıralarda. Bana çocukla çık işte sana değer veriyor aman kızı niye takıyorsun ki unutmuş bitmiş bilmem ne falan diyor. Yok diyorum olmaz. Sonra bi gün bi baktım, kız yine bana trip yapıyor. Bu çocuk bi üniversite partisi düzenliyordu, gidecektim ben de. Sonra Y döneklik yaptı gidemedim. Kız partiye gideceğimi öğrenmiş surat beş karış benim yüzüme bakmıyor. O akşam partiye gitmedim. Ertesi gün de 1 Mayıs, okul yok. Kıza mesaj attım gittim evlerine bütün konuşmaları okuttum. İstersem çıkardım ama senin dostluğun için çıkmadım dedim sonra Y'nin onlara benim çıkmak istediğimi söylediğimi, ne bileyim işte partiye gitmek için ona çok ısrar ettiğimi, yok işte hep buluşmak istediğimi falan söylemiş. Sonra çocuk buna benim için "Zaten çocuksu, iki gün çıkar üçüncü gün ayrılır, eskisine dönerim" demiş, bunu bana değil onlara söylüyo. Bak bak, çocuktaki yavşaklığa bak sen. Tam konuşurken çocuk aradı dedim bunu bunu dedin mi "Kim söyledi?" dedi. Bana... Kim söyledi... Dedi... Eşşoğlu eşşek demedim desene, salak mısın sen? Tabi ben gazımı alamadım.
O konuşmayla bir bir her şey ortaya çıktı. Ben Y'nin yanına gittim dedim böyle böyle olaylar olmuş sen bana söyleyeceğine millete mi anlatıyorsun? Ay çok tatlısın, sinirlenince çok güzel oluyorsun, yerim seni falan diyor. Ben daha çok sinirleniyorum. En son dayanamadım çekemem seni dedim döndüm arkama gittim.
Ertesi gün, o kızın yakın arkadaşı işte Y'yle konuştun mu falan dedi, evet ya gel kantine inelim dedim aldım kantine götürdüm kızı. Bir sürü ufak tefek yalan, iftira falan çıktı ortaya ama sonuncusu çok fena; "SEN MİLLETE FOTOĞRAF ATMIŞSIN, O DA ... OKULUNDAN GİDİP ÇOCUKLARDAN ALMIŞ."
...
Bi saniye... Fotoğraf??? Sütyenli? Ben millete atmışım :)))))))))))))))
Aha dedim, bulduk telefonu çalanı.
*Telefon çalınırken yanımda o vardı
*Telefonu bulmak için mekana o baktı
*Telefonu "babam buldu" diye o getirdi
:)
Sonuç mu?
Beni zor durumda bıraktığı insanlardan dayak yedi. Hiç kimsenin yüzüne bakamaz oldu. En önemlisi de, babasına durumu anlattım, babasına her şeyi tek tek anlatmak zorunda kaldı. Bunun ona hayatı boyunca yeteceğini düşünüyorum ama şunu öğrendim, bir şeyi yapmasını hiç beklemediğin insanlar, en çok beklediğin olsun.
Öyle böyle bir ay geçti. Ama o bir ayın her gününü acaba telefonu kim buldu, kim aldı, kim çaldı diye düşünerek geçirdim. Sürekli gerginim çünkü benim yaşadığım şehir küçücük. Biri bulsa yaysa hemen herkes öğrenir. Bu bir ayda Y babamın arkadaşları var söylerim aratır falan dedi. IMei numarasıydı yanlış hatırlamıyorsam, aldı benden babam araştıracak diye.
Bir akşam sana bi sürprizim var diye geldi kapıya, babam bulmuş diye telefonu koydu avucuma.. Ama nasıl şok oldum, nasıl sevindim anlatamam. "Oh be!" dedim resmen. Ama sim kart, hafıza kartı yok. Biri satmış telefoncuya, onları da atmıştır büyük ihtimalle falan dedi. Üzüldüm tabi, çünkü telefon ğek de umurumda değildi. O kadar hatıra, o kadar fotoğraf video ne varsa hepsi gitmişti. Elim bom boş kaldı resmen.
Burada çok dedikodu döner. Bu şehir adeta kapan gibi; herkes birbiriyle dişli çarklar gibi iç içe. Arada kalanı paramparça ederler ve umursamadan yollarına giderler.
Benim de hakkımda çok konuşurlar, susmaz o çuval ağızları. Fotoğraf olayı bir anda yayıldı. Herkesin dilinde bi fotoğraf muhabbeti dönüyor ama, fotoğrafı gören yok. Çok sinirlerim bozuldu. Bir hafta İstanbul'a çok yakın bir arkadaşım yanına gittim ama dönerken neler yaşayacağımı, daha giderken düşünüyordum. Düşündüğümden daha fazlasını yaşadım resmen. Ağlamaktan gözlerim çıktı. Ve kendime söz verdim, hepsinden iyi yerlere gelip, onları utandıracağıma dair. Herkesle görüşmeyi kestim. Fotoğraf muhabbeti hala devam ediyor ama... Y işte ben susturmaya çalışıyorum ama işte ne kadar yetersem falan diyor. Ben İstanbul'dan döndüğümde, Y ile küstük. Konuşmayalım dedi, ne olduğunu anlamadım bile. Tamam dedim. Yazın sonunda bu sene sınıfımızın aynı düştüğü bir arkadaşımın eski erkek arkadaşıyla konuşuyordum. Tabi konuştuğum zamanlar kızı tanımıyorum. Zaten olmamıştı da, anlaşamamıştık. Kız bunu bir buçuk ay önce öğrenmiş ama aramız nasıl açıldı, yeni konuştuk sanmış. Bi de sevdiğim bi arkadaşım hani bayağı moralim bozuldu. O sıralar ne İ ne Y ile konuşuyorum bi de dedikodular ve bunlar üstüne gelince çok içerledim. Ertesi gün benden çocukla kız arkadaşını ayırmamı rica etti. Kızı da sevmiyordum zaten tamam dedim mesaj attım çocuğa. Sonra konuşmalar uzadı da uzadı. Arkadaşım gelip bana "Ne konuştunuz?" diye sormadığı için, ben de anlatma gereği duymuyordum tabii. Nispet eder gibi... Y'yle barıştık tabi bu sıralarda. Bana çocukla çık işte sana değer veriyor aman kızı niye takıyorsun ki unutmuş bitmiş bilmem ne falan diyor. Yok diyorum olmaz. Sonra bi gün bi baktım, kız yine bana trip yapıyor. Bu çocuk bi üniversite partisi düzenliyordu, gidecektim ben de. Sonra Y döneklik yaptı gidemedim. Kız partiye gideceğimi öğrenmiş surat beş karış benim yüzüme bakmıyor. O akşam partiye gitmedim. Ertesi gün de 1 Mayıs, okul yok. Kıza mesaj attım gittim evlerine bütün konuşmaları okuttum. İstersem çıkardım ama senin dostluğun için çıkmadım dedim sonra Y'nin onlara benim çıkmak istediğimi söylediğimi, ne bileyim işte partiye gitmek için ona çok ısrar ettiğimi, yok işte hep buluşmak istediğimi falan söylemiş. Sonra çocuk buna benim için "Zaten çocuksu, iki gün çıkar üçüncü gün ayrılır, eskisine dönerim" demiş, bunu bana değil onlara söylüyo. Bak bak, çocuktaki yavşaklığa bak sen. Tam konuşurken çocuk aradı dedim bunu bunu dedin mi "Kim söyledi?" dedi. Bana... Kim söyledi... Dedi... Eşşoğlu eşşek demedim desene, salak mısın sen? Tabi ben gazımı alamadım.
O konuşmayla bir bir her şey ortaya çıktı. Ben Y'nin yanına gittim dedim böyle böyle olaylar olmuş sen bana söyleyeceğine millete mi anlatıyorsun? Ay çok tatlısın, sinirlenince çok güzel oluyorsun, yerim seni falan diyor. Ben daha çok sinirleniyorum. En son dayanamadım çekemem seni dedim döndüm arkama gittim.
Ertesi gün, o kızın yakın arkadaşı işte Y'yle konuştun mu falan dedi, evet ya gel kantine inelim dedim aldım kantine götürdüm kızı. Bir sürü ufak tefek yalan, iftira falan çıktı ortaya ama sonuncusu çok fena; "SEN MİLLETE FOTOĞRAF ATMIŞSIN, O DA ... OKULUNDAN GİDİP ÇOCUKLARDAN ALMIŞ."
...
Bi saniye... Fotoğraf??? Sütyenli? Ben millete atmışım :)))))))))))))))
Aha dedim, bulduk telefonu çalanı.
*Telefon çalınırken yanımda o vardı
*Telefonu bulmak için mekana o baktı
*Telefonu "babam buldu" diye o getirdi
:)
Sonuç mu?
Beni zor durumda bıraktığı insanlardan dayak yedi. Hiç kimsenin yüzüne bakamaz oldu. En önemlisi de, babasına durumu anlattım, babasına her şeyi tek tek anlatmak zorunda kaldı. Bunun ona hayatı boyunca yeteceğini düşünüyorum ama şunu öğrendim, bir şeyi yapmasını hiç beklemediğin insanlar, en çok beklediğin olsun.
15 Ocak 2013 Salı
2012 girdi geçirdi, 2013 sağlam bıraksın bizi!
Her şeyin normal olduğu bir gün. Her zamanki gibi Malx'i göreceğim diye her gün en az bir kere uğradığımız kafede pervane oldum resmen. sabahın 11'inden akşamın 11'ine kadar çıkmıyorum. Sanırsın evim orası, bizim eve misafirliğe geliyorum, öyle bir ortam yaptım kendime. Çocuğu göreceğim diye neredeyse kafenin bahçesine yatak açacaktım, o hale geldim artık. Öyle bir günün akşamındayım. Tabi artık okul başladığı için vardiyamı tam günden öğleden sonraya aldırdım. Gardiyan oldum ya hani kafeye... Neyse. Ekim sonları ya da Kasım başları tam hatırlamıyorum. Arkadaşım bize geldi, hazırlanmaya başladık. Üstü başı değiştirip direk kafeye geçtik. Kafenin arka bahçesi bildiğin sadece bizim arkadaş çevremize işliyor. Ön taraf kafasını dinlemek isteyenler ve yaşlılar için...
Espriler, eğlence, gülüşmece falan derken bayağı bi vakit geçti. Benim bi gözümün de kapıda zaten, yürüyen bir dudak arıyor. Beş dakika sonra falan kapıdan bir nur indi adeta. Her zamanki gibi kırmızı Adidas eşofman altı ve beyaz tişörtüyle göründü Malx. Abartmıyorum, kapının gıcırdama sesi olmasaydı kalbimin aniden hızlıca çarpışını öyle bir duyardı ki, hani bildiğin çığlık atmışım gibi bi ses çıktı. Benzetmem tuhaf olmuş olabilir ama öyle oldu yani. Tabi bunun da pek uzak durmaya niyeti mi yok, kendini benim gözüme mi sokuyor napıyor bi anlayamadım. Geldi dibimde ki masada tam karşımdaki sandalyeye oturdu camış. O akşam arkadaşımla bizim sokağa gittik. (Bizim sokak dediğim de, bizim evin iki sokak üstü ha. Bende de ne cesaret var hey gidi... Abim yanlışlıkla sokağa girse, biz orada resmen vatoz balıkları gibi vakumlamışız birbirimizi... Ay içim daraldı düşününce bile.)
Tabi ben içerledim birden. Bi de bugün bir durgun bir durgun ama görmen lazım, ağlamamak için zor durur gibi bi hali vardı resmen. Yalvarıyorum arkadaşıma mesaj atayım diye. Ağlaya sızlaya kabul ettirdim, mesaj attım. Normalde mesajıma cevap vermeyen öküzün çağırdığımda gelesi tuttu. Tabi ben gülerek ağlama moduna geçtim ama şaşkınlıktan. Hani neredeyse "Ne işin var da geliyosun? Ben gelmezsin diye çağırmıştım" deyip geri yollayacağım çocuğu. Tabi yapmadım öyle bi şey. Geldi oturdu duvarın üstüne. Gittim yanına ben de. İlk söylediği şey "Parfümünü hala değiştirmemişsin" oldu.
Takıktı parfümümün kokusuna. Benimle bütün resmen parfümüm. Hani nasıl diyeyim, ondan önce de onu kullanıyodum, ondan sonra da onu kullanacağım. Arada farklı bi şeyler kullanıyorum ama parfüm benimle o kadar bütün ki, kokuyu alan benim adımı söylüyor. O da konuşurken laf arasında bi kaç kere yanından bu kokunun geçtiğini, başını çevirip baktığını söyledi. Ve gerçekten de canı sıkkınmış o gün. İçini döke döke, anlata anlata bitiremedi derdini. Bir saate yakın oturmuşuzdur orada. İçinde ne var ne yok bütün dertler, resmen benim omuzuma bindi. İçim daralıyo, sıkılıyorum. Düşündükçe beynim dönüyo... Ben bunlarla boğuşurken de beyimiz tweet atıyor.(Tabi o son anlattığım kavgalardan sonra birbirimizi Unf.ladık. Ben profiline girip kontrol ediyordum.)
Dört gün boyunca görmedim. Bir triplere girmişim unuttum yubby yeeey falan diye ama görme yani. Sanırsın Afrika'dan bi çocuğu aldın Beyaz Saray'da yedirdin içirdin. O kadar mutluyum yani, sen düşün artık! Sonra tam bunları düşünürken uuu biri geçti yanımdan. Yaa tam da öyle oldu. Yanımdan geçti gitti. Hem de ben olduğumu gördü yani.
Bu karşılaşmadan sonra biz birbirimizi gördüğümüzde gülümser göz kırpar olduk. Hani bildiğin ben dedim ki aha en başa döndük. Ama sonra yine görmezden geldik birbirimizi.
Ben bunun arkadaşlarını çok seviyorum, çok şirin insanlar. İçlerini bilemem ama en azından bana karşı kötü bi şeyleri olmadı hiç. Neyse, çok iyiyim onlarla falan. Hepsiyle konuşuyorum, bi buna bakmıyorum. Tabi ben olsam zoruma gider ne bileyim. Ki sanırım onun da gitti.
Sonra bir süre boyunca benimle konuşma çabalarına girdi. Ama bildiğin zorluyor artık yani. Dediklerine cevap vermiyorum, yüzüne bakmıyorum, arkadaşım eve bırakacak mesela "Aa ben de oraya gidicem" diyo, bizim evin önünden "Ya ben geri dönim kardo yıaa" diyip geri dönüyor salak. Öyle böyle derken bi gün arkadaşlarıyla oturuyoruz her zamanki gibi. Üstümde mont, başımda kapüşon kapalı uyuyorum ben. Ben arkadaşımın omuzuna, arkadaşım da sevgilisininkine yatmış, devrilmek üzere olan domino taşları gibi oturuyoruz. Tam uykumun en güzel yerim sol tarafımdan bir omuz yemişim "Aaaa Malx sen mi geldin yeaa" diye bi ses de peşine. Tabi hemen anladım.
***
Bu taslağı bi kaç gün önce kaydetmişim ama anlatmak istemiyorum artık. Bilmiyorum önemi kalmadığı için sanırım içimden gelmiyo. İnsanlar bunları yazacak kadar bile değeri haketmiyor. Ne arkadaşların, ne sevdiklerin. Sadece kendin için yaşa, yanındakileri doğru seç.
Espriler, eğlence, gülüşmece falan derken bayağı bi vakit geçti. Benim bi gözümün de kapıda zaten, yürüyen bir dudak arıyor. Beş dakika sonra falan kapıdan bir nur indi adeta. Her zamanki gibi kırmızı Adidas eşofman altı ve beyaz tişörtüyle göründü Malx. Abartmıyorum, kapının gıcırdama sesi olmasaydı kalbimin aniden hızlıca çarpışını öyle bir duyardı ki, hani bildiğin çığlık atmışım gibi bi ses çıktı. Benzetmem tuhaf olmuş olabilir ama öyle oldu yani. Tabi bunun da pek uzak durmaya niyeti mi yok, kendini benim gözüme mi sokuyor napıyor bi anlayamadım. Geldi dibimde ki masada tam karşımdaki sandalyeye oturdu camış. O akşam arkadaşımla bizim sokağa gittik. (Bizim sokak dediğim de, bizim evin iki sokak üstü ha. Bende de ne cesaret var hey gidi... Abim yanlışlıkla sokağa girse, biz orada resmen vatoz balıkları gibi vakumlamışız birbirimizi... Ay içim daraldı düşününce bile.)
Tabi ben içerledim birden. Bi de bugün bir durgun bir durgun ama görmen lazım, ağlamamak için zor durur gibi bi hali vardı resmen. Yalvarıyorum arkadaşıma mesaj atayım diye. Ağlaya sızlaya kabul ettirdim, mesaj attım. Normalde mesajıma cevap vermeyen öküzün çağırdığımda gelesi tuttu. Tabi ben gülerek ağlama moduna geçtim ama şaşkınlıktan. Hani neredeyse "Ne işin var da geliyosun? Ben gelmezsin diye çağırmıştım" deyip geri yollayacağım çocuğu. Tabi yapmadım öyle bi şey. Geldi oturdu duvarın üstüne. Gittim yanına ben de. İlk söylediği şey "Parfümünü hala değiştirmemişsin" oldu.
Takıktı parfümümün kokusuna. Benimle bütün resmen parfümüm. Hani nasıl diyeyim, ondan önce de onu kullanıyodum, ondan sonra da onu kullanacağım. Arada farklı bi şeyler kullanıyorum ama parfüm benimle o kadar bütün ki, kokuyu alan benim adımı söylüyor. O da konuşurken laf arasında bi kaç kere yanından bu kokunun geçtiğini, başını çevirip baktığını söyledi. Ve gerçekten de canı sıkkınmış o gün. İçini döke döke, anlata anlata bitiremedi derdini. Bir saate yakın oturmuşuzdur orada. İçinde ne var ne yok bütün dertler, resmen benim omuzuma bindi. İçim daralıyo, sıkılıyorum. Düşündükçe beynim dönüyo... Ben bunlarla boğuşurken de beyimiz tweet atıyor.(Tabi o son anlattığım kavgalardan sonra birbirimizi Unf.ladık. Ben profiline girip kontrol ediyordum.)
Dört gün boyunca görmedim. Bir triplere girmişim unuttum yubby yeeey falan diye ama görme yani. Sanırsın Afrika'dan bi çocuğu aldın Beyaz Saray'da yedirdin içirdin. O kadar mutluyum yani, sen düşün artık! Sonra tam bunları düşünürken uuu biri geçti yanımdan. Yaa tam da öyle oldu. Yanımdan geçti gitti. Hem de ben olduğumu gördü yani.
Bu karşılaşmadan sonra biz birbirimizi gördüğümüzde gülümser göz kırpar olduk. Hani bildiğin ben dedim ki aha en başa döndük. Ama sonra yine görmezden geldik birbirimizi.
Ben bunun arkadaşlarını çok seviyorum, çok şirin insanlar. İçlerini bilemem ama en azından bana karşı kötü bi şeyleri olmadı hiç. Neyse, çok iyiyim onlarla falan. Hepsiyle konuşuyorum, bi buna bakmıyorum. Tabi ben olsam zoruma gider ne bileyim. Ki sanırım onun da gitti.
Sonra bir süre boyunca benimle konuşma çabalarına girdi. Ama bildiğin zorluyor artık yani. Dediklerine cevap vermiyorum, yüzüne bakmıyorum, arkadaşım eve bırakacak mesela "Aa ben de oraya gidicem" diyo, bizim evin önünden "Ya ben geri dönim kardo yıaa" diyip geri dönüyor salak. Öyle böyle derken bi gün arkadaşlarıyla oturuyoruz her zamanki gibi. Üstümde mont, başımda kapüşon kapalı uyuyorum ben. Ben arkadaşımın omuzuna, arkadaşım da sevgilisininkine yatmış, devrilmek üzere olan domino taşları gibi oturuyoruz. Tam uykumun en güzel yerim sol tarafımdan bir omuz yemişim "Aaaa Malx sen mi geldin yeaa" diye bi ses de peşine. Tabi hemen anladım.
***
Bu taslağı bi kaç gün önce kaydetmişim ama anlatmak istemiyorum artık. Bilmiyorum önemi kalmadığı için sanırım içimden gelmiyo. İnsanlar bunları yazacak kadar bile değeri haketmiyor. Ne arkadaşların, ne sevdiklerin. Sadece kendin için yaşa, yanındakileri doğru seç.
Dost bir ki(!)
Şu an gözlerim dolu dolu yazıyorum bu yazıyı. Hayatımda kimi kaybettiysem şu salaklığım yüzünden kaybettim. Birini hayatıma alırken öyle sorgusuz, sualsiz kabulleniyorum, öyle sahipleniyorum ki sanırsın doğdum doğalı yanımda. Her zaman kaybediyorum.
Ben çok mutlu biriyimdir, öyle kolay kolay çok mutsuzum yaa triplerine falan da girmem. Ama çok sulugözümdür. Aşırı derece. Yani yakınlarım böyle gidince onların gidişine değil de, giderken bana söyledikleri o acı sözleri söylemelerine fırsat verişime oturur günlerce ağlarım. Gözlerim Joker kartındaki palyaço gibi aşağıya doğru simsiyah şerit halinde. Saçım başım dağılmış. Ağlıyorum. tutamıyorum kendimi. Neyim olduğunu da anlatmıyorum iki saattir.
Hayatımda 4 yakın arkadaşım var. Onların dışında da bir sürü bir sürü arkadaşım, yakın olduğum insanlar var. Bir çoğu benim salaklıklarımla dalga geçen embesiller. Hayır, ben sana sıcakkanlı davranınca sana yavşamış mı oluyorum? Yoo. O zaman defol git. Ya yakın arkadaşım olduğunu düşünen insan evladı, sen ki bana bi demediğin kelime kalmadı. Arkamdan konuştuğunu bildiğimi yüzüne söylediğimde sanki ben suçluymuşum gibi, nasıl da üste çıktın öyle!
İçimdeki saflığı, arkadaş canlısı insanı, sıcak kanlı kişiyi kimler öldürdüyse teşekkür ederim. Bundan sonra değil gülümsemek, somurtmam bile size. Yoksunuz siz, acizsiniz, bitmişsiniz. Siz bittiğiniz için, herkesi kendinizle çekmeye çalışıyorsunuz. Ama yok. Yok öyle bir şey. Rüyalarda bile yok. Şimdi sadece düşüşünüze gülümseyin. Siz düştüğünüzde, ben mutlu olucam. (:
Ben çok mutlu biriyimdir, öyle kolay kolay çok mutsuzum yaa triplerine falan da girmem. Ama çok sulugözümdür. Aşırı derece. Yani yakınlarım böyle gidince onların gidişine değil de, giderken bana söyledikleri o acı sözleri söylemelerine fırsat verişime oturur günlerce ağlarım. Gözlerim Joker kartındaki palyaço gibi aşağıya doğru simsiyah şerit halinde. Saçım başım dağılmış. Ağlıyorum. tutamıyorum kendimi. Neyim olduğunu da anlatmıyorum iki saattir.
Hayatımda 4 yakın arkadaşım var. Onların dışında da bir sürü bir sürü arkadaşım, yakın olduğum insanlar var. Bir çoğu benim salaklıklarımla dalga geçen embesiller. Hayır, ben sana sıcakkanlı davranınca sana yavşamış mı oluyorum? Yoo. O zaman defol git. Ya yakın arkadaşım olduğunu düşünen insan evladı, sen ki bana bi demediğin kelime kalmadı. Arkamdan konuştuğunu bildiğimi yüzüne söylediğimde sanki ben suçluymuşum gibi, nasıl da üste çıktın öyle!
İçimdeki saflığı, arkadaş canlısı insanı, sıcak kanlı kişiyi kimler öldürdüyse teşekkür ederim. Bundan sonra değil gülümsemek, somurtmam bile size. Yoksunuz siz, acizsiniz, bitmişsiniz. Siz bittiğiniz için, herkesi kendinizle çekmeye çalışıyorsunuz. Ama yok. Yok öyle bir şey. Rüyalarda bile yok. Şimdi sadece düşüşünüze gülümseyin. Siz düştüğünüzde, ben mutlu olucam. (:
Kaydol:
Yorumlar (Atom)