Her şeyin normal olduğu bir gün. Her zamanki gibi Malx'i göreceğim diye her gün en az bir kere uğradığımız kafede pervane oldum resmen. sabahın 11'inden akşamın 11'ine kadar çıkmıyorum. Sanırsın evim orası, bizim eve misafirliğe geliyorum, öyle bir ortam yaptım kendime. Çocuğu göreceğim diye neredeyse kafenin bahçesine yatak açacaktım, o hale geldim artık. Öyle bir günün akşamındayım. Tabi artık okul başladığı için vardiyamı tam günden öğleden sonraya aldırdım. Gardiyan oldum ya hani kafeye... Neyse. Ekim sonları ya da Kasım başları tam hatırlamıyorum. Arkadaşım bize geldi, hazırlanmaya başladık. Üstü başı değiştirip direk kafeye geçtik. Kafenin arka bahçesi bildiğin sadece bizim arkadaş çevremize işliyor. Ön taraf kafasını dinlemek isteyenler ve yaşlılar için...
Espriler, eğlence, gülüşmece falan derken bayağı bi vakit geçti. Benim bi gözümün de kapıda zaten, yürüyen bir dudak arıyor. Beş dakika sonra falan kapıdan bir nur indi adeta. Her zamanki gibi kırmızı Adidas eşofman altı ve beyaz tişörtüyle göründü Malx. Abartmıyorum, kapının gıcırdama sesi olmasaydı kalbimin aniden hızlıca çarpışını öyle bir duyardı ki, hani bildiğin çığlık atmışım gibi bi ses çıktı. Benzetmem tuhaf olmuş olabilir ama öyle oldu yani. Tabi bunun da pek uzak durmaya niyeti mi yok, kendini benim gözüme mi sokuyor napıyor bi anlayamadım. Geldi dibimde ki masada tam karşımdaki sandalyeye oturdu camış. O akşam arkadaşımla bizim sokağa gittik. (Bizim sokak dediğim de, bizim evin iki sokak üstü ha. Bende de ne cesaret var hey gidi... Abim yanlışlıkla sokağa girse, biz orada resmen vatoz balıkları gibi vakumlamışız birbirimizi... Ay içim daraldı düşününce bile.)
Tabi ben içerledim birden. Bi de bugün bir durgun bir durgun ama görmen lazım, ağlamamak için zor durur gibi bi hali vardı resmen. Yalvarıyorum arkadaşıma mesaj atayım diye. Ağlaya sızlaya kabul ettirdim, mesaj attım. Normalde mesajıma cevap vermeyen öküzün çağırdığımda gelesi tuttu. Tabi ben gülerek ağlama moduna geçtim ama şaşkınlıktan. Hani neredeyse "Ne işin var da geliyosun? Ben gelmezsin diye çağırmıştım" deyip geri yollayacağım çocuğu. Tabi yapmadım öyle bi şey. Geldi oturdu duvarın üstüne. Gittim yanına ben de. İlk söylediği şey "Parfümünü hala değiştirmemişsin" oldu.
Takıktı parfümümün kokusuna. Benimle bütün resmen parfümüm. Hani nasıl diyeyim, ondan önce de onu kullanıyodum, ondan sonra da onu kullanacağım. Arada farklı bi şeyler kullanıyorum ama parfüm benimle o kadar bütün ki, kokuyu alan benim adımı söylüyor. O da konuşurken laf arasında bi kaç kere yanından bu kokunun geçtiğini, başını çevirip baktığını söyledi. Ve gerçekten de canı sıkkınmış o gün. İçini döke döke, anlata anlata bitiremedi derdini. Bir saate yakın oturmuşuzdur orada. İçinde ne var ne yok bütün dertler, resmen benim omuzuma bindi. İçim daralıyo, sıkılıyorum. Düşündükçe beynim dönüyo... Ben bunlarla boğuşurken de beyimiz tweet atıyor.(Tabi o son anlattığım kavgalardan sonra birbirimizi Unf.ladık. Ben profiline girip kontrol ediyordum.)
Dört gün boyunca görmedim. Bir triplere girmişim unuttum yubby yeeey falan diye ama görme yani. Sanırsın Afrika'dan bi çocuğu aldın Beyaz Saray'da yedirdin içirdin. O kadar mutluyum yani, sen düşün artık! Sonra tam bunları düşünürken uuu biri geçti yanımdan. Yaa tam da öyle oldu. Yanımdan geçti gitti. Hem de ben olduğumu gördü yani.
Bu karşılaşmadan sonra biz birbirimizi gördüğümüzde gülümser göz kırpar olduk. Hani bildiğin ben dedim ki aha en başa döndük. Ama sonra yine görmezden geldik birbirimizi.
Ben bunun arkadaşlarını çok seviyorum, çok şirin insanlar. İçlerini bilemem ama en azından bana karşı kötü bi şeyleri olmadı hiç. Neyse, çok iyiyim onlarla falan. Hepsiyle konuşuyorum, bi buna bakmıyorum. Tabi ben olsam zoruma gider ne bileyim. Ki sanırım onun da gitti.
Sonra bir süre boyunca benimle konuşma çabalarına girdi. Ama bildiğin zorluyor artık yani. Dediklerine cevap vermiyorum, yüzüne bakmıyorum, arkadaşım eve bırakacak mesela "Aa ben de oraya gidicem" diyo, bizim evin önünden "Ya ben geri dönim kardo yıaa" diyip geri dönüyor salak. Öyle böyle derken bi gün arkadaşlarıyla oturuyoruz her zamanki gibi. Üstümde mont, başımda kapüşon kapalı uyuyorum ben. Ben arkadaşımın omuzuna, arkadaşım da sevgilisininkine yatmış, devrilmek üzere olan domino taşları gibi oturuyoruz. Tam uykumun en güzel yerim sol tarafımdan bir omuz yemişim "Aaaa Malx sen mi geldin yeaa" diye bi ses de peşine. Tabi hemen anladım.
***
Bu taslağı bi kaç gün önce kaydetmişim ama anlatmak istemiyorum artık. Bilmiyorum önemi kalmadığı için sanırım içimden gelmiyo. İnsanlar bunları yazacak kadar bile değeri haketmiyor. Ne arkadaşların, ne sevdiklerin. Sadece kendin için yaşa, yanındakileri doğru seç.
15 Ocak 2013 Salı
Dost bir ki(!)
Şu an gözlerim dolu dolu yazıyorum bu yazıyı. Hayatımda kimi kaybettiysem şu salaklığım yüzünden kaybettim. Birini hayatıma alırken öyle sorgusuz, sualsiz kabulleniyorum, öyle sahipleniyorum ki sanırsın doğdum doğalı yanımda. Her zaman kaybediyorum.
Ben çok mutlu biriyimdir, öyle kolay kolay çok mutsuzum yaa triplerine falan da girmem. Ama çok sulugözümdür. Aşırı derece. Yani yakınlarım böyle gidince onların gidişine değil de, giderken bana söyledikleri o acı sözleri söylemelerine fırsat verişime oturur günlerce ağlarım. Gözlerim Joker kartındaki palyaço gibi aşağıya doğru simsiyah şerit halinde. Saçım başım dağılmış. Ağlıyorum. tutamıyorum kendimi. Neyim olduğunu da anlatmıyorum iki saattir.
Hayatımda 4 yakın arkadaşım var. Onların dışında da bir sürü bir sürü arkadaşım, yakın olduğum insanlar var. Bir çoğu benim salaklıklarımla dalga geçen embesiller. Hayır, ben sana sıcakkanlı davranınca sana yavşamış mı oluyorum? Yoo. O zaman defol git. Ya yakın arkadaşım olduğunu düşünen insan evladı, sen ki bana bi demediğin kelime kalmadı. Arkamdan konuştuğunu bildiğimi yüzüne söylediğimde sanki ben suçluymuşum gibi, nasıl da üste çıktın öyle!
İçimdeki saflığı, arkadaş canlısı insanı, sıcak kanlı kişiyi kimler öldürdüyse teşekkür ederim. Bundan sonra değil gülümsemek, somurtmam bile size. Yoksunuz siz, acizsiniz, bitmişsiniz. Siz bittiğiniz için, herkesi kendinizle çekmeye çalışıyorsunuz. Ama yok. Yok öyle bir şey. Rüyalarda bile yok. Şimdi sadece düşüşünüze gülümseyin. Siz düştüğünüzde, ben mutlu olucam. (:
Ben çok mutlu biriyimdir, öyle kolay kolay çok mutsuzum yaa triplerine falan da girmem. Ama çok sulugözümdür. Aşırı derece. Yani yakınlarım böyle gidince onların gidişine değil de, giderken bana söyledikleri o acı sözleri söylemelerine fırsat verişime oturur günlerce ağlarım. Gözlerim Joker kartındaki palyaço gibi aşağıya doğru simsiyah şerit halinde. Saçım başım dağılmış. Ağlıyorum. tutamıyorum kendimi. Neyim olduğunu da anlatmıyorum iki saattir.
Hayatımda 4 yakın arkadaşım var. Onların dışında da bir sürü bir sürü arkadaşım, yakın olduğum insanlar var. Bir çoğu benim salaklıklarımla dalga geçen embesiller. Hayır, ben sana sıcakkanlı davranınca sana yavşamış mı oluyorum? Yoo. O zaman defol git. Ya yakın arkadaşım olduğunu düşünen insan evladı, sen ki bana bi demediğin kelime kalmadı. Arkamdan konuştuğunu bildiğimi yüzüne söylediğimde sanki ben suçluymuşum gibi, nasıl da üste çıktın öyle!
İçimdeki saflığı, arkadaş canlısı insanı, sıcak kanlı kişiyi kimler öldürdüyse teşekkür ederim. Bundan sonra değil gülümsemek, somurtmam bile size. Yoksunuz siz, acizsiniz, bitmişsiniz. Siz bittiğiniz için, herkesi kendinizle çekmeye çalışıyorsunuz. Ama yok. Yok öyle bir şey. Rüyalarda bile yok. Şimdi sadece düşüşünüze gülümseyin. Siz düştüğünüzde, ben mutlu olucam. (:
Kaydol:
Yorumlar (Atom)